tutmak
When you're first starting out with Turkish, tutmak is a super useful verb to know. At its simplest, it means 'to hold' something. Think about holding a pencil, holding a hand, or even holding a door open. It's a common, everyday action. You'll hear it and use it a lot, so getting comfortable with it early on is a great step!
When you're learning Turkish at an A2 level, understanding common verbs like tutmak is really helpful. This verb primarily means to hold. You'll encounter it in many everyday situations.
For example, you might say "Elimi tut" which means "Hold my hand." It can also be used for more abstract concepts like "Sözünü tutmak" which means "to keep one's word." Learning these basic uses will significantly improve your ability to communicate in Turkish.
§ What "tutmak" means and when to use it
"Tutmak" is a very common and useful Turkish verb. At its core, it means 'to hold'. But like many verbs, it has a lot of different uses beyond just holding something with your hands. If you want to sound more natural in Turkish, you need to understand these different meanings.
The most basic use is, of course, physically holding something. Imagine you're carrying a bag, holding a pen, or holding a baby. In all these cases, "tutmak" is the verb you'd use.
Çantayı sıkıca tut!
- Hint
- Hold the bag tightly!
Kalemimi tutabilir misin?
- Hint
- Can you hold my pen?
But it doesn't stop there. "Tutmak" can also mean 'to keep' or 'to retain'. Think about keeping a secret, keeping a promise, or even keeping something in your memory.
Sırrı tuttum.
- Hint
- I kept the secret.
Sözümü tutacağım.
- Hint
- I will keep my promise.
Another common meaning is 'to catch'. This is often used for catching a ball, catching a fish, or even catching a cold.
Topu tuttum.
- Hint
- I caught the ball.
Balık tutmak severim.
- Hint
- I like to catch fish.
You'll also hear "tutmak" in the sense of 'to occupy' or 'to take up space'. If a seat is taken, or a parking spot is occupied, "tutmak" is the word to use.
Bu koltuk tutulu mu?
- Hint
- Is this seat taken?
Finally, "tutmak" can mean 'to hold true', 'to be valid', or 'to work out' in a more abstract sense. For example, if a theory holds true, or a plan works out, "tutmak" is appropriate.
Bu fikir tuttu.
- Hint
- This idea caught on (worked out).
发音指南
- pronouncing 'u' like 'oo' in 'moon' instead of a shorter, more central 'u' sound
- not aspirating the 't' sound enough, making it sound more like a 'd'
按水平分级的例句
Kitabı sıkıca tut.
Hold the book tightly.
Here 'tut' is an imperative, telling someone to hold.
Çantayı taşımama yardım eder misin? Çok ağır, tutamıyorum.
Can you help me carry the bag? It's very heavy, I can't hold it.
'tutamıyorum' is the negative present continuous form, meaning 'I am not able to hold'.
Lütfen bu kapıyı açık tut.
Please keep this door open.
In this context, 'tut' means 'to keep something in a certain state'.
O, sözünü tutan biridir.
He is someone who keeps his word.
'Sözünü tutmak' is a common idiom meaning 'to keep one's word'.
Bu takım her zaman ilk sırayı tutar.
This team always holds the first place.
Here 'tutmak' means 'to hold a position'.
Elinden tuttum ve yürüdük.
I held his hand and we walked.
'Elinden tutmak' means 'to hold someone's hand'.
Yağmur dinene kadar burada tutun.
Stay here until the rain stops.
'Tutun' is the imperative plural form, meaning 'hold on' or 'stay'.
Çiçekleri vazoda tutmak için su koydum.
I put water to keep the flowers in the vase.
Similar to keeping the door open, 'tutmak' here means 'to keep something in a place or state'.
Sıcak tabağı tutmak için bir eldiven kullandım.
I used a glove to hold the hot plate.
Çocuk, annesinin elini sıkıca tuttu.
The child held his mother's hand tightly.
Kitabı düşürmemek için iki elimle tuttum.
I held the book with both hands so as not to drop it.
Kedi fareyi ağzıyla tuttu ve kaçtı.
The cat held the mouse in its mouth and ran away.
Onu kollarından tuttum ve düşmesini engelledim.
I held him by his arms and prevented him from falling.
Bebek parmağımı o kadar kuvvetli tuttu ki şaşırdım.
The baby held my finger so strongly that I was surprised.
Rüzgarda şapkamı tutmak zorundaydım.
I had to hold my hat in the wind.
Kaza geçirmemek için direksiyonu sıkıca tuttum.
I held the steering wheel tightly to avoid an accident.
语法模式
习语与表达
"akıl tutulması"
temporary loss of reason/mental block
Sınavda akıl tutulması yaşadım, hiçbir şey hatırlayamadım. (I experienced a mental block during the exam, I couldn't remember anything.)
neutral"ağzı kulaklarına varmak"
to be very happy, grinning from ear to ear
Hediyeyi görünce ağzı kulaklarına vardı. (When he saw the gift, he was grinning from ear to ear.)
neutral"eli kulağında"
imminent, about to happen, just around the corner
Yeni projenin başlaması eli kulağında. (The new project is about to start.)
neutral"gözden düşmek"
to fall out of favor, to lose prestige
Son hatasından sonra müdürün gözünden düştü. (After his last mistake, he fell out of favor with the manager.)
neutral"kulak misafiri olmak"
to eavesdrop, to overhear
Yan masadaki konuşmaya kulak misafiri oldum. (I overheard the conversation at the next table.)
neutral"tadını çıkarmak"
to enjoy, to savor
Tatilin tadını çıkarıyoruz. (We are enjoying our holiday.)
neutral"ayakları yere basmak"
to be realistic, to have common sense
Onun ayakları yere basıyor, asla hayalperest değil. (He is realistic, never a dreamer.)
neutral"can kulağıyla dinlemek"
to listen very carefully, to listen with all ears
Öğretmeni can kulağıyla dinledik. (We listened to the teacher with all ears.)
neutral"göz atmak"
to glance at, to skim through
Kitaba hızlıca bir göz attım. (I quickly glanced at the book.)
neutral"içi rahat etmek"
to feel at ease, to have peace of mind
Her şeyin yolunda olduğunu görünce içi rahat etti. (When he saw that everything was in order, he felt at ease.)
neutral句型
Ben (bir şey) tutuyorum.
Ben bir kalem tutuyorum. (I am holding a pen.)
Sen (bir şey) tutuyor musun?
Sen anahtarları tutuyor musun? (Are you holding the keys?)
O, (bir şey) tutabilir.
O, çocuğu tutabilir. (He/She can hold the child.)
(Bir şey) tutmak önemli.
Elleri tutmak önemli. (It is important to hold hands.)
Lütfen (bir şey) sıkıca tut.
Lütfen çantayı sıkıca tut. (Please hold the bag tightly.)
Biz (bir şey) tutmayı seviyoruz.
Biz küçük hayvanları tutmayı seviyoruz. (We like to hold small animals.)
(Bir şey) tutarken dikkatli olmalısın.
Bardakları tutarken dikkatli olmalısın. (You should be careful while holding the glasses.)
(Bir şey) tutmaktan kaçınmalısın.
Islak şeyleri tutmaktan kaçınmalısın. (You should avoid holding wet things.)
常见问题
10 个问题The most common and basic meaning of 'tutmak' is 'to hold'. Think of holding an object in your hand.
Yes, 'tutmak' can definitely mean 'to catch', especially for things like a ball or a fish. For example: Balık tutmak (to catch a fish).
That's a good question! Yes, 'tutmak' is used when talking about renting. For example, you can say ev tutmak (to rent a house) or araba tutmak (to rent a car).
You can use 'tutmak' to mean 'to keep', especially in the sense of maintaining something or holding onto it. For instance: Sözünü tutmak (to keep one's word).
Indeed it is! 'Not tutmak' means 'to take notes'. It's a very common phrase.
Yes, it can. If someone is 'meşgul tutmak', it means to keep them busy or occupied. You might hear İşi beni tutuyor (Work keeps me busy).
You can use 'tutmak' in the sense of supporting or rooting for a team. For example: Hangi takımı tutuyorsun? (Which team do you support?)
Absolutely. You can use 'tutmak' to mean 'to hold' or 'to occupy' a position or job. For instance: Bir pozisyonu tutmak (to hold a position).
Yes, 'tutmak' can mean 'to stick' or 'to adhere'. For example: Bu yapıştırıcı iyi tutmuyor (This glue doesn't stick well).
You can definitely use 'tutmak' to express 'to hold back' or 'to restrain'. A common example is Kendini tutmak (to hold oneself back).
自我测试 6 个问题
Gelişmiş toplumlarda kadınların iş hayatındaki rolü ve bu rolün toplumsal gelişmeye etkileri üzerine kapsamlı bir kompozisyon yazın.
Well written! Good try! Check the sample answer below.
Sample answer
Kadınların iş hayatındaki yeri, modern toplumların gelişiminde kritik bir rol oynamaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasıyla kadınlar, eğitim ve kariyer fırsatlarına daha kolay erişebilmekte, bu da onların ekonomik bağımsızlıklarını güçlendirmekte ve toplumsal kalkınmaya önemli katkılar sunmaktadır. Kadınların iş gücüne katılımı, sadece aile bütçelerine değil, aynı zamanda ulusal ekonomilere de değer katmaktadır. Özellikle liderlik pozisyonlarında yer alan kadınlar, farklı bakış açıları ve problem çözme yaklaşımlarıyla yenilikçiliği teşvik etmekte ve daha kapsayıcı iş ortamları yaratmaktadırlar. Ancak, kadınların iş hayatında karşılaştığı cam tavan sendromu, cinsiyet ayrımcılığı ve iş-aile dengesini kurma zorlukları gibi engeller hala mevcuttur. Bu engellerin aşılması için hem yasal düzenlemeler hem de toplumsal farkındalık artırıcı çalışmalar büyük önem taşımaktadır. Kadınların tam potansiyellerini gerçekleştirebildiği bir iş hayatı, daha adil, daha refah ve daha sürdürülebilir bir toplumun temelini oluşturur.
Küreselleşmenin kültürel kimlikler üzerindeki etkilerini ve bu etkilerin yerel kültürlerin korunması adına ortaya çıkardığı zorlukları analiz eden bir makale kaleme alın.
Well written! Good try! Check the sample answer below.
Sample answer
Küreselleşme, dünyanın farklı bölgelerindeki kültürler arasında yoğun bir etkileşim ağı oluşturmuş ve bu durum kültürel kimlikler üzerinde hem olumlu hem de olumsuz etkiler yaratmıştır. Bir yandan, farklı kültürlerin birbirini tanıması ve benimsemesiyle kültürel çeşitlilik zenginleşmiş, yenilikçi sentezler ortaya çıkmıştır. Öte yandan, küresel popüler kültürün yaygınlaşması, özellikle daha küçük ve zayıf yerel kültürler için bir homojenleşme ve asimilasyon tehdidi oluşturmaktadır. Geleneksel değerler, diller ve yaşam biçimleri, küresel akımların etkisi altında erozyona uğrama riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu durum, yerel kültürlerin korunması ve gelecek nesillere aktarılması adına ciddi zorluklar doğurmaktadır. Bu zorlukların üstesinden gelmek için, kültürel mirasın korunmasına yönelik devlet politikaları, eğitimde kültürel değerlere vurgu yapılması ve sivil toplum kuruluşlarının bilinçlendirme faaliyetleri büyük önem taşımaktadır. Küreselleşmenin getirdiği kültürel alışverişi bir zenginlik olarak kabul ederken, aynı zamanda yerel kimliklerin benzersizliğini ve özgünlüğünü korumak adına dengeli bir yaklaşım benimsemek elzemdir.
Eğitim sistemlerinde yapay zekanın kullanımı, getireceği fırsatlar ve potansiyel riskler hakkında eleştirel bir deneme yazın.
Well written! Good try! Check the sample answer below.
Sample answer
Yapay zeka (YZ), eğitim sistemlerinde devrim yaratma potansiyeline sahip bir teknoloji olarak öne çıkmaktadır. Kişiselleştirilmiş öğrenme deneyimleri sunma, öğrenci performansını analiz etme ve otomatik geri bildirim sağlama gibi yetenekleriyle YZ, eğitimin verimliliğini ve erişilebilirliğini artırma fırsatları sunmaktadır. YZ tabanlı sistemler, öğrencilerin öğrenme hızlarına ve stillerine uyum sağlayarak daha etkili bir öğrenme ortamı yaratabilir. Ancak, bu potansiyel fırsatların yanı sıra, yapay zekanın eğitimde kullanımı beraberinde bazı önemli riskleri de getirmektedir. Veri gizliliği ve güvenliği endişeleri, algoritmik önyargıların öğrenme materyallerine yansıması, öğretmenlerin rolünün değişimi ve dijital uçurumun derinleşmesi gibi sorunlar dikkate alınması gereken başlıca risklerdir. Ayrıca, öğrencilerin kritik düşünme ve problem çözme becerilerinin YZ'ye bağımlılık nedeniyle azalabileceği endişeleri de mevcuttur. Bu nedenle, yapay zekanın eğitim sistemlerine entegrasyonu, etik ilkeler, şeffaflık ve insan merkezli bir yaklaşımla dengelenmeli, öğretmenlerin ve öğrencilerin bu yeni araçları etkin bir şekilde kullanabilmeleri için gerekli eğitim ve desteğin sağlanması büyük önem taşımaktadır.
Nanoteknolojinin hangi özelliği, ona yeni malzemelerin üretiminde ve mevcut teknolojilerin geliştirilmesinde avantaj sağlamaktadır?
Read this passage:
Son yıllarda hızla gelişen nanoteknoloji, tıp, mühendislik ve malzeme bilimi gibi birçok alanda çığır açan yeniliklere kapı aralamaktadır. Atom ve molekül düzeyinde maddeyi manipüle etme yeteneği, daha önce hayal bile edilemeyen özelliklere sahip yeni malzemelerin üretilmesine ve mevcut teknolojilerin sınırlarını zorlamasına olanak tanımaktadır. Örneğin, tıpta hedefe yönelik ilaç dağıtımı veya daha dayanıklı ve hafif yapılar oluşturulması gibi uygulamaları bulunmaktadır. Ancak, bu teknolojinin potansiyel riskleri ve etik sonuçları hakkında da ciddi tartışmalar sürmektedir. Uzun vadeli sağlık etkileri ve çevresel sonuçları henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Bu nedenle, nanoteknolojinin sorumlu bir şekilde geliştirilmesi ve uygulanması büyük önem taşımaktadır.
Nanoteknolojinin hangi özelliği, ona yeni malzemelerin üretiminde ve mevcut teknolojilerin geliştirilmesinde avantaj sağlamaktadır?
Parçada belirtildiği gibi, nanoteknolojinin atom ve molekül düzeyinde maddeyi manipüle etme yeteneği, ona yeni malzemelerin üretiminde ve mevcut teknolojilerin sınırlarını zorlamasında avantaj sağlamaktadır.
Parçada belirtildiği gibi, nanoteknolojinin atom ve molekül düzeyinde maddeyi manipüle etme yeteneği, ona yeni malzemelerin üretiminde ve mevcut teknolojilerin sınırlarını zorlamasında avantaj sağlamaktadır.
Metne göre, iklim değişikliğinin neden olduğu temel sorunlardan biri hangisidir?
Read this passage:
İklim değişikliği, gezegenimizin karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerden biridir. Sanayi devriminden bu yana artan sera gazı emisyonları, küresel sıcaklıkların yükselmesine, deniz seviyelerinin artmasına ve aşırı hava olaylarının sıklaşmasına neden olmaktadır. Bu durum, biyoçeşitlilik kaybı, gıda güvenliği sorunları ve insani göç gibi ciddi sonuçları beraberinde getirmektedir. Uluslararası düzeyde, Paris Anlaşması gibi girişimlerle sera gazı emisyonlarının azaltılması hedeflenmekte olsa da, bu hedeflere ulaşmada küresel işbirliği ve siyasi irade kritik önem taşımaktadır. Bireysel düzeyde ise enerji tüketimini azaltma, sürdürülebilir ulaşım yöntemlerini tercih etme ve atıkları azaltma gibi adımlar atarak bu mücadeleye katkıda bulunabiliriz.
Metne göre, iklim değişikliğinin neden olduğu temel sorunlardan biri hangisidir?
Metinde, iklim değişikliğinin 'küresel sıcaklıkların yükselmesine, deniz seviyelerinin artmasına ve aşırı hava olaylarının sıklaşmasına neden olduğu' açıkça belirtilmektedir.
Metinde, iklim değişikliğinin 'küresel sıcaklıkların yükselmesine, deniz seviyelerinin artmasına ve aşırı hava olaylarının sıklaşmasına neden olduğu' açıkça belirtilmektedir.
Felsefenin bilimden temel farkı nedir?
Read this passage:
Felsefe, insanlık tarihi boyunca varoluşun, bilginin, değerlerin, aklın, zihnin ve dilin temel sorunlarını sistematik ve eleştirel bir şekilde inceleyen bir düşünce disiplinidir. Bilimden farklı olarak, felsefe deneysel yöntemlerden ziyade mantıksal argümanlara ve kavramsal analize dayanır. Antik Yunan'dan günümüze kadar uzanan zengin bir geçmişe sahip olan felsefe, farklı dönemlerde ve kültürlerde çeşitli okullar ve yaklaşımlar geliştirmiştir. Felsefenin amacı, sadece gerçekliği anlamak değil, aynı zamanda doğru yaşama, adil bir toplum kurmaya ve anlamlı bir hayat sürmeye dair sorulara cevap aramaktır. Bu nedenle, felsefe sadece teorik bir alan değil, aynı zamanda pratik bir rehberlik sunar.
Felsefenin bilimden temel farkı nedir?
Parçada, 'Bilimden farklı olarak, felsefe deneysel yöntemlerden ziyade mantıksal argümanlara ve kavramsal analize dayanır' ifadesi felsefenin bilimden temel farkını açıkça belirtmektedir.
Parçada, 'Bilimden farklı olarak, felsefe deneysel yöntemlerden ziyade mantıksal argümanlara ve kavramsal analize dayanır' ifadesi felsefenin bilimden temel farkını açıkça belirtmektedir.
/ 6 correct
Perfect score!
相关内容
更多general词汇
aksine
B1on the contrary, conversely
aktarmak
B1to transfer, to convey
aktif
B1active
akıbet
C1The end, result, or outcome of a situation
akıl
A2mind, intellect, wisdom
algılamak
B2To perceive, sense, or comprehend something
alternatif
B1An option or choice other than the present
alçak
B1low, base, mean
ana
B1main, primary, chief
aniden
B1suddenly, abruptly